İslami Kıyamın 1978’de Doruk Noktasına Ulaşması                 


İslami Kıyamın 1978’de Doruk Noktasına Ulaşması

Uluslararası gelişmeler ile İslam dünyasındaki olayları yakından takip eden İmam Humeyni,  gelişmelerden İslami hareketin zafere ulaşması için yararlanmaya çalışıyordu. İmam 1978 yılında bir mesaj yayınlayarak, ülke içindeki ve dışındaki bütün öğrenci derneklerini, Şah rejimine karşı olan  herkesi,  vatanseverleri, kültür ve bilim çevrelerini,  ülke içindeki ve dışındaki basın ile  uluslararası kuruluşlar ve çevreler aracılığıyla Şah rejiminin işlediği cinayetlere karşı kıyama davet etti.

Ekim 1978’de İmam’ın oğlu Ayetullah Mustafa Humeyni’nin şehadeti ve bu şehadeti anma merasimleri İran’ın dört bir yerinde  ve özellikle de  İran’ın dini ilimler merkezlerinde Şah rejimine karşı mücadelede ikinci merhalenin başlamasına neden olmuş,  İmam Humeyni de o zaman bu gelişmeyi Allah’u teala’nın ilahi bir lütfu olarak nitelemişti. Ardından Şah rejimi o dönemin önemli tirajdaki gazetesi sayılan Ittılaat’a İmam Humeyni’yi tahkir eden bir makaleyi yayınlatarak intikam almayı hedefledi. Bu makalenin ardından Aralık 1978’de Kum kentinde Şah rejimi aleyhinde gösteriler oldu, ama Şah rejimi gösterileri geçmişte olduğu gibi çok sayıda göstericinin kanını akıtarak durdurmayı hedefledi. Ama Şah döktüğü onca kana rağmen kıyamın ateşini  söndüremedi. 

İmam Humeyni’nin Irak’tan Paris’e Hicreti

İran ve Irak dışişleri bakanlarının New York’ta yaptıkları görüşmede İmam Humeyni’nin Irak’tan  sürgün edilmesi kararlaştırıldı. 24 Eylül 1979 tarihinde İmam Humeyni’nin evi Baas güçlerince muhasara altına alındı ve bu haberin yayılmasının ardından başta İran olmak üzere Irak ve İslam dünyasının diğer beldelerinde tepkiler yükseldi.

4 Ekim 1979 tarihinde İmam Humeyni Irak’tan  Kuveyt’e gitmek üzere ayrıldı. Ama Kuveyt devleti, Şah rejiminin mesajına binaen İmam’ın kendi topraklarına girmesine izin vermedi. Daha önce İmam’ın Lübnan veya Suriye’ye gideceği söyleniyordu.  Ama İmam oğlu Seyyid Ahmed Humeyni ile meşveret ettikten sonra  Paris’e hicrete karar verdi ve 16 Ekim 1979 tarihinde İmam Paris’e gitti.

İmam Paris’e gittikten iki gün sonra Paris  etrafındaki küçük bir yerleşim birimi olan Novfel Le Şato’da bir İran’lının evinde ikamet etmeye başladı. Fransa cumhurbaşkanlığının özel güçleri tarafından İmam’a, ikameti boyunca her türlü siyasi faaliyet yasağının olduğu bildirildi. Ama İmam Humeyni de, bu gibi kısıtlamaların  demokrasiden dem vuran bir ülkenin sloganlarını ayaklar altına aldığını ve kendi kanunlarını çiğnemek manasına geldiğini bildirerek sert tepki gösterdi ve gerekirse  başka bir yere gidebileceğinin mesajını verdi.

İmam Humeyni,  Aralık 1979’da  İnkılab Şurası’nı teşkil etti. Şah da, Saltanat  Şurası’nı teşkil ettikten ve Bahtiyar hükümetinin güvenoyu almasından sonra 16 Ocak günü  ülkeden kaçtı. Bu haber önce Tahran olmak üzere  İran’ın bütün şehirlerinde derhal yayıldı ve halk Şah’ın kaçışını sokaklara çıkarak kutladı.

İmam’ın 14 yıllık Sürgünden Sonra İran’a Dönüşü

Ocak 1979’da İmam İran’a dönme kararı aldı. Bu haberi duyan herkes sevinç gözyaşları döküyordu. Zira İran halkı 14 yıldır İmam’larından uzaktı. Ama İran halkı ve İmam’ın yakınları, İran’a dönmesi halinde onun can güvenliğinden endişe ediyorlardı.Ancak her halükarda İmam dönmeye karar vermişti ve İran halkına gönderdiği mesajlarda da, İran’ın  geleceğini belirleyecek önemli günlerde İran halkının yanıbaşında olmak istediğini bildirmişti. Bu arada Bahtiyar hükümeti, havalimanlarını dışarıdan gelecek uçaklara kapatmıştı.

 Ama Bahtiyar hükümeti, ülke içindeki direnişe birkaç günden daha fazla dayanamayarak  İran milletinin isteğini kabul etmek zorunda kaldı ve İmam Humeyni 12 Behmen 1357, 1 Şubat 1979 tarihinde 14 yıllık sürgün hayatından sonra ülkesine  döndü.  İmam Humeyni’yi karşılayan İran halkının milyonluk gösterisi o kadar gösterişliydi ki, Batı’lı medya kurumları bile bu gerçeği itiraf etmekten kendini alamadılar. İmam Humeyni’yi 4 ila 6 milyon kişinin karşıladığını ve artık İran’da yeni bir dönemin başlayacağının mesajını verdiler.

İmam Humeyni’nin Rıhleti

İmam Humeyni, hedeflerini, ülkülerini daha doğrusu  neyi söylemesi gerekiyorsa  söylemişti, üzerine düşeni en iyi şekilde yerine getirmişti ve amelde de hedeflerinin gerçekleşmesi için  canı gönülden  çaba göstermişti. Ama Haziran 1989’da, bütün ömrünü O’nun rızasını kazanmak için harcadığı ‘Dost’a gitmeye hazırlanıyordu. Zira İmam O’nun dışında hiçbir güç  karşısında eğilmemişti. Ama artık İmam’ın, halkından ayrılma ve gerçek sahibine kavuşma vakti gelmişti.  O da zaten vasiyetnamesinde şunları yazmıştı: 

“… Ömrümün şu son nefeslerinde, bu ilahi emanetin hıfzı ve bekasına  yardımcı olacak hususlar ve onu tehdit eden tehlike ve engellerin  bir kısmını şimdiki nesil ve gelecek nesiller için arzetmeyi bir vazife biliyor ve alemlerin rabbinin  dergahından herkes için tevfik ve yardım niyaz ediyorum…”

Günlerden  3 Haziran 1989 Cumartesi,  saat 22.20... İmam’ın ayrılık zamanı... Milyonların kalbini ilahi nur ve maneviyatla aydınlatan bu büyük insanın kalbi nihayet durdu. İmam’ın yakınları tarafından hastaneye yerleştirilen kameralar, onun en zor ve güçsüz halinde bile yaratıcıya  ibadetten bir an bile geri kalmadığını gösteriyordu.İmam’ın dudakları sürekli O’nun adını zikrediyordu. Son gecede, hem de 87 yaşında, bir kaç zor ameliyatı aynı anda geçiren bu büyük irfan ve aşk ehli,  kollarına serum ve diğer malzemeler  takılı olmasına rağmen gece namazı kılıyor, Kur’an-ı Kerim okuyordu. Ömrünün son saatinde ise tam bir melekuti huzur içinde sürekli Kelime-i Şehadet getirerek Allah’ın mübarek isimlerini fısıldıyordu.

İşte İmam bu şartlar altında  Hakk’a yürüdü. İmam Humeyni’nin rıhlet haberi duyulunca  İran’da ve İslam dünyasında adeta şiddetli bir deprem olmuştu. İran’da ve dünyada radyo ve televizyon kanalları en önemli haber olarak İmam’ın rıhletini verirlerken, İmam’ı tanıyan, onun yolundan giden müslümanlar ise İmam’larının  ayrılık haberi karşısında  hüngür hüngür ağlamaktan kendilerini alamadılar. 

Hiç bir kalem ehli, İmam’ın vefatının İran ve dünya müslümanları üzerindeki etkisi ve oluşturduğu  üzüntü ve duyguları gerçek manada anlatamaz. Zira İran halkı ve dünya müslümanlarının o duyguları ve üzüntüyü yaşaması  en tabii haklarıydı. Çünkü, İmam Humeyni, onlara Allah yolunda cihad ve mücadelenin  nasıl olacağını bu zamana kadar kimse ve kimselerin öğretemediğini bizzat amelde göstermiş; bu durum, İran ve dünyada  önemli gelişmelerin  yaşanmasına vesile olmuştu. Onlar, müslümanların yitirilen izzet ve haysiyetini yeniden kazandıran İmam’larını kaybetmişlerdi. Amerika ve Batı’lı ecnebilerin İran üzerindeki ellerini kesmişti. Dünyanın maddi ve şeytani güçleri karşısında onurlu bir şekilde durmuş, İslam’ın ihyası için  mücadele vermişti. O İslam İnkılabı’nın zaferinden sonraki  çetin günlerde, iç ve dış düşmanların başta darbe olmak üzere  her türlü fitnesini önlemiş, dış güçlerce dayatılan 8 yıllık  savaş döneminde de  fevkalade basiretli  bir şekilde başkomutanlık yapmış,  dönemin Batı ve Doğu süper güçleri sayılan ABD ve Sovyetler Birliği’nin desteğindeki  Irak Baas rejiminin bunca saldırıları karşısında, İslami İran topraklarını savunma konusunda zerre kadar geri adım atmamıştı. Ama artık halk, İslam uleması, İmam’dan ilham alanlar ve onu sevenler bu büyük liderlerini cismi olarak göremeyeceklerdi.

Elbette İmam’ın rıhletinin ya da  dünyamızdan ayrılışının İran halkı ve müslümanlar üzerindeki derin etkisini kavramakta  zorlananlar, eğer İmam’ın  cenaze merasiminde kalpleri dayanamayan  çok sayıda insanın imamlarıyla birlikte vefatı, yüzlercesinin ise  İmam’larının ayrılığı karşısında  kalp krizi geçirerek klinikleri, hastaneleri doldurması, kadın erkek, yaşlı ve çocuk ayırımı olmaksızın  herkesin aynı derdi paylaştığını gösteren  o döneme ait  filmler ve resimler o dönemi anlamakta zorlananlara yardımcı olabilir.

Elbette ilahi aşkı bilenler ve tecrübe edenlerin böyle bir problemi yoktur.  Gerçekte İran halkı İmam’larına aşıktı ve İmam’ın rıhletinin yıldönümü merasiminde “Humeyni’ye aşık olmak bütün güzelliklere aşık olmaktır” diyerek bu sevgiye  daha bir  güzellik  katıyordu.

4 Haziran 1989 tarihinde, İran’da rehberi seçme görevini uhdesinde bulunduran “Bilgeler Meclisi” toplandı. Toplantıda Ayetullah Hamenei’nin rahmetli İmam’ın vasiyetnamesini iki buçuk saatlik bir sürede okumasının ardından; İmam Humeyni’den boşalan rehberlik makamına, salahiyetli bir kişinin seçilmesi konusu ele alındı. Saatlerce süren oturum ardından dönemin cumhurbaşkanı Ayetullah Hamenei, rehberlik makamına seçildi. Ayetullah Hamenei’nin seçilmesinde önemli etkenler söz konusuydu. Ayetullah Hamenei,  İmam’ın talebelerinden idi.  İslam İnkılabı hareketinin içinde pişmiş ve her türlü sıkıntıya katlanmıştı. 15 Hordad faciasında yeralmış, İmam’ın bütün mücadelesine  canı gönülden destek vermiş ve aynı zamanda bu yolda düşmanlar tarafından düzenlenen terörist saldırıda  bedeninin bir bölümünü yitirmişti. Yani,  İslam İnkılabı gazilerinden seçkin  bir simaydı. Evet “Bilgeler Meclisi” böyle seçkin bir insanı çok önemli bir görev olan  İslam İnkılabı Rehberliğine seçmişti.

İran’da İmam Humeyni’nin siyasetleri karşısında ağır yenilgiler alan Batı’lılar ve onların yerli işbirlikçileri yıllardır İmam Humeyni’nin vefatını dört gözle bekliyorlardı. Zira onlar İmam Humeyni’nin  yokluğunda İslam nizamının  çökmesini  arzu ediyorlardı.

Ama, İran halkının ve ‘Bilgeler Meclisi’nin uyanıklılığı ve  derhal rehberi seçmesi ve bu seçimin de İran’da  İmam’ın takipçilerinin tamamının desteğini alması  İslam İnkılabı düşmanlarının arzularını  yeniden suya düşürdü. Hatta İmam Humeyni’nin vefatı, onun düşünce ve ülkülerinin  sonu olmadığı gibi  daha da geniş bir şekilde  yayılmasını sağladı. Bu açıdan yeni bir dönemin başladığına şahid olundu. Zira düşünce, iyilik, maneviyat ve hakikat, fani değil, ölümsüzdür. Bu tarihte, İran kentleri, kasabaları ve köylerinden milyonlarca insan Tahran’a akın etti ve İmam’ın cenaze namazının kılınacağı Musalla mekanında, dünyaya ilahi adalet ışığını yeniden yansıtan, insanlığın karanlık ve sapık düşüncelerden kurtulması için  çaba gösteren, dünyada İslami hareketi yeniden canlandıran İmam’larıyla son kez vedalaşacaklardı.

İmam’ın cenaze merasimiyle ilgili olarak  resmi bir teşrifat yoktu,  her şey sade idi. Halkın gönlü nasıl istiyorsa öyleydi, gösterişten uzaktı. Halkın bu elem verici hadise karşısındaki duyguları tamamen objektif olarak yansıyordu. İmam’ın cansız bedeni milyonlarca aşk ehlinin arasında   biraz yüksekçe bir yerde duruyordu.  Herkes adeta kendi gönlünce İmam’ıyla söyleşiyor ve ona dua ediyordu. Derdini, üzüntüsünü döküyor ve ağlıyordu. Musalla meydanının etrafındaki caddeler ve otobanları ise İmam’ın cenazesi ve matem merasimine gelen yüzbinler, milyonlar doldurmuştu.

Her yerde matemi gösteren siyah bayraklar, Kur’an-ı Kerim’den ayetler asılıydı, devlet daireleri başta olmak üzere evlerde ve her yerde Kur’an-ı Kerim okunuyordu. Bu arada Beheşti Zehra mezarlığında ise İmam’ın cansız bedeninin defnedileceği yerde de benzeri sahneler vardı. Aileler,  kadın, erkek ve çocuklarıyla birlikte  topluca, İmam’ları için Kur’an-ı Kerim okuyor ve dua ediyorlardı. Her yerde halka, onun ruhuna dua edilmesi arzusuyla yiyecek ve içecekler  dağıtılıyordu. İran-Irak savaşında yaralanan gaziler ile  diğer İslam erleri  İmam’larından uzak ve yetim kalmanın  üzüntüsünü, İmam’larının cansız bedenine  bir kaç metre uzaklıktan  dile getiriyorlardı. Hüngür hüngür ağlıyorlardı, zira onlar artık İmam’larını asla göremeyeceklerdi. Artık İmam’ın Cameran’daki evi, yetimler ve gazilerin dertlerini teskin edecek o yaşlı ama cesur, arif insandan  yoksun kalacaktı.

Milyonlar, İmam’ın cansız bedeniyle son geceyi onun yanıbaşında kalarak sabahladı. 5 Haziran 1989... Sabahın ilk saatlerinde milyonlarca insan, Ayetullah’il  Uzma Golpayegani’nin imametinde, İmam’ın cenaze namazını kıldı.

İran halkı, İmam’larını ebedi olarak Hakk’a uğurlarken de, adeta İmam’larının 14 yıllık sürgün hayatından İran’a dönüşünde karşıladığı gibi  coşkulu bir katılım sergiledi. Milyonluk kitleler onu hamasi bir şekilde Hakk’a uğurladı. Adeta  İran’da 1979’daki hamasi dönüşün  tekrarı yaşanıyordu. Tarih belki de böyle coşkulu bir cenaze merasimi   daha yazmayacaktı. Uluslararası haber kaynakları İmam’ın İran’a dönüşündeki kalabalığın 6 milyon insan olduğunu bildirirken, uluslararası medya kuruluşları şimdi cenaze namazına ise 9 milyon kişinin katıldığını belirttiler.

Aslına bakılırsa İmam Humeyni’nin İran’a gelmesinden sonra,  iç ve dış düşmanların neden olduğu başta 8 yıllık savaş olmak üzere diğer  meseleler ve on binlerce  İslam erinin savaşta  şehid olması, ülkenin yine savaştan dolayı önemli bir bölümünün tahribata uğraması, ekonomik  ve diğer sosyal sorunlar göz önüne alındığında mantıken halkın bitkin, yılgın ve İmam’larından uzak olması gerekirdi. Ama asla böyle olmadı, durum  tam tersine gelişmişti. Zaten bu gelişme düşmanların son ümitlerinin de yokolmasına  neden oldu. Yani İmam’ın rıhleti, İslam düşmanlarına gerçekte ağır bir darbe indirmişti. Hem de  milyonluk kitlelerin İmam’larının yolunu sürdüreceklerine dair tekrarladıkları ahidle. Yeni nesil de İmam’ın şu ifadeleriyle ilahi mektebin terbiyesinden geçmişti: “Dünyada çekilen  sıkıntılar, zorluklar ve fedakarlıkların ölçüsü, tamamen hedefin büyüklüğüne göredir.”

Cenaze namazının kılınmasından sonra İmam’ın cansız bedeni, Beheşti Zehra mezarlığına taşındı. Duygu yüklü halkın büyük izdihamından dolayı,  kalabalığı dağıtmak için defin işlemlerinin daha sonra yapılacağına dair açıklamalara rağmen, kalabalık dağılmadı ve defin işlemleri aynı gün öğleden sonra zorlukla yapılabildi.  Milyonluk kitlenin İmam’ları ile vedalaşmasına dair görüntüler zaten  medyadan saklı değildi ve bu görüntüler aslında bütün dünyaya İran halkının İmam’larının yolunu sürdüreceklerine dair yeni bir mesajıydı.

Böylece, İmam Humeyni’nin rıhleti de tıpkı hayatı gibi, bir yeniden uyanış vesilesi olmuş ve onun yolu ve hatırasını ölümsüzleştirmiştir. Zira o, bir hakikat idi ve hakikat daima canlı ve ölümsüz kalacaktır./imamhumeyni

 

 



تعداد بازدید:  2243