Program ve Düzenlilik                 


Program ve Düzenlilik

İmam çok düzenli idi, sabah kalktığı saatten akşam vaktine kadar hiç bir işi düzensiz ve programsız değildi. Kitap okuması vaktinde idi, kısacası bütün işleri hatta ibadeti dahi belirli saatlerde idi. Bu yüzden biz İmam’ın hangi saatte ne yaptığını biliyorduk. Ve imamı görmek istediğimiz zaman dinlenme saatinde gidiyorduk. Aksi takdirde diğer saatlerde, örneğin ibadet ve ders saatlerinde imam meşgul olduğu için gidemiyorduk. İmam dinlenme saatlerinde 15–20 dakika yürüyüş yapardı ve biz imam yürürken yanına gider sorumuzu sorar veya sohbet ederdik.

İmam her zaman talebeleri düzenli olmaya çağırırdı ve her işin vaktinde yapılması gerektiğini vurgulayarak şöyle söylerdi: “Sizin vaktiniz ve işiniz, onları düzene koyduğunuz zaman bereketlenir.”

İmam her zaman sabah namazından önce kalkıp gece namazı kılardı daha sonra sabah namazını kıldıktan sonra biraz dinlenir ve kitap okurdu. Ve kahvaltıdan sonra saat 11’e kadar devlet sorumluları ile görüşme yapardı. 15–20 dakika dinlendikten sonra namaz için hazırlanırdı, namazı kıldıktan sonra öğlen yemeğini yer ve dinlenirdi.

İmam’ın kendine has programı vardı. Her yaptığı işin belirli bir zamanı vardı. Eğer birine söz vermişse onu asla geciktirmezdi. İmam gençliğinden beri düzenli ve tertipli olmakla tanınıyordu; başarısının sırlarından birisi de düzenli olması idi.

İmam o kadar düzenliydi ki, yemek saatinden 5 dakika geçse ve imam gelmeseydi herkes imamın odasına koşardı ve o zaman mutlaka birisinin imamı geciktirdiğini görürdük.

İmam’ın kendine özgü özelliklerinden biriside günlük programlarının düzenli olması idi. İmam, günün bütün saatlerinde belirli programları vardı, öyle ki mütalaası, ibadeti, duası, Müslümanların ve İslam devletinin sorunlarıyla ilgilenmesi, uykusu ve şahsi işleri programlı ve belirli saatleri vardı. İşte İmamın bu özelliği ömrünün her dakikasından faydalanmasını sağladı. 

Allah da şahittir, imam asla hedefsiz yaşamadı. Bazen eğer boş olduğunu görseydiniz mutlaka bir şey hakkında düşünüyordu. Bütün bir gün boyunca uğraşıyor ve çalışıyordu. Yani bir anını dahi boş geçirmiyordu. İmam 24 saat boyunca yarım saat yürüyüş yapıyordu. Bir Cuma günü imam bahçede yürüyordu ben ve hanımım (İmam’ın kızı) kanepenin üzerinde oturmuştuk, İmam’ın yürüyüşü bittikten sonra her zaman oraya oturur iki bardak çay içerdi. Hanımım İmam’a “baba çayınızı getireyim mi?” dedi, İmam saatine bakarak şöyle dedi “Daha birkaç dakika var’’

Kesinlikle İmam’ın başarısının sırrının vaktini ve işlerini düzenlemekte ve bu konuda olan disiplininde olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki ömrünün bir dakikasını bile bu yüzden boş geçirmemiştir. İmam’ın bütün işleri düzenli ve saatinde yapılırdı, işleri o kadar dakik idi ki talebeler saatlerinin imamın işlerine göre ayarlıyorlardı. İmam dersine geç gelen öğrencileri bu konuda ikaz ederdi. Zira İmam’ın talebeliği zamanında derslere zamanında gelmesi meşhurdu.

İmam, Türkiye’ye sürgün edildiği zaman sürgünde olmasına rağmen Türkiye’ye girer girmez kâğıt kalem istemiş ve Türkçe öğrenmeye başlamıştı. Bu konu İran rejimini bayağı tedirgin etmişti, zira onlar İmam’ın hareketlerini en ince ayrıntısına kadar inceliyorlardı ve imamın niçin bu kadar acele Türkçe öğrenmek istediğini merak ediyorlardı. İmam, Türkiye’de “Tahriru’l Vesile” adındaki kitabını yazarak İslam’ın ibadet boyutundaki hükümleri ile siyasi boyutundaki hükümlerini birleştirerek yazdı. İmam o kitabında, İslam âlimlerinin küfür düzeni karşısındaki konumunu şöyle belirtiyor :‘’Eğer bir İslam alimi hâşâ küfür düzenine yakınlaşırsa (onun emri altına girerse) o fasid bir âlimdir, kandırılmış ve satılmıştır’’ İmam halkı bu gibi âlimler karşısında sürekli aydınlatıyordu.

İmam her işini programlı yapardı, hatta abdest tazelemesinin bile belirli bir vakti vardı. Hatırlıyorum da İmam’ın Paris’te kaldığı evin karşısındaki bir evde, arkadaşlarla konuşma kasetini kaleme alıyorduk, aniden İmam’ın abdest saati olduğu aklıma geldi ve gidip tuvalet temiz mi diye kontrol etmem gerektiğini düşündüm, benim sorumlu olduğum evin düzensiz olmasını istemiyordum, arkadaşlar dediler ki “Aman be bunun da (tuvaletin) saati mi olurmuş?” Fakat ben gittim ve oraları temizledim tam o sırada imam geldi.

İmam her zaman saat dokuzda akşam yemeği yerdi, bir gün şehid Mufetteh’in konuşmasını ve halkın yürüyüşünü içeren bir video kaseti getirdiler, ben de diğer arkadaşlarla beraber bu kaseti seyretmek istiyordum, bu yüzden biraz erken İmam’ın yanına gittim ve dedim ki ‘Akşam yemeğinizi getirdim, İmam saatine bakarak dedi ki “Akşam yemeğine daha yirmi dakika var’’

İmam her zaman saat on birde yatıyor ve tam saat üç’te kalkıyorlardı. İmam’ın odası bahçeye doğru idi ve ben güvenlik açısından İmam’ın odasının önünde yatıyordum. Her gece saat üçte uyanıyordu ve ben Kuran ve dua kitabının kâğıdının sesinden veya ibadetinin sesinden onun uyandığını anlıyordum. İmam’ın, saat üçten beş dakika erken veya geç uyandığını hatırlamıyorum. İmam vakit düzeni konusunda şöyle derdi: “insan vaktini programlarsa tabiatı ile o bu programa uyum sağlayacaktır.” Bu konu sadece benim için değil, İmam’ı tanıyan herkes için bilinen bir şeydi. Fransa polisi dahi bize şöyle demişti: “Hatta biz dahi saatlerimizi İmam’ın hareketleri ile ayarlıyorduk!”

İmam’ın şehit olan oğlu Mustafa’yı defin ve ziyaret ettikten sonra eve geldi. İmam’ın günlük programında kitap okuma saati idi, gelip oturduktan sonra saatine baktı daha sonra kitabını eline alıp okumaya başladı. İmam’ın oğlu Ahmed bu konuyu şöyle anlatmıştı:

 “Ben İmam’ın eline aldığı kitabı nereye kadar okuduğunu biliyordum zira kardeşimin şahadetinden bir gün önce bakmıştım.İmam şehid olan oğlu Mustafa’yı defin ve ziyaret edip geldikten sonra her gün okuduğu sayfa sayısı kadar okudu ve sonra programında yer alan başka bir işe başladı. Böyle bir musibet bile İmam’ı günlük programından alıkoymadı ve düzenini bozmadı.

İmam’ın oğlu Mustafa şehid olduğu gün biz İmam’ın cemaat namazı için camiye gitmeyeceğini düşündük, ama ezan okunduğu zaman İmam kalkıp abdest aldı ve: “ben camiye gidiyorum” dedi. Ben oradakilerden birisine: “çabuk git caminin hizmetçisine haber ver de seccadeyi sersin”, O arkadaş caminin hizmetçisini bulamayınca etrafta evi olan arkadaşların birinden seccade alıp camiye sermişti. Halk camiye akın etti. Biz, İmam ile beraber camiye gittiğimizde halk ağlıyordu. İmam halkın arasından geçerken Araplar şaşkın bir şekilde birbirlerine “Humeyni asla ağlamadı” diyorlardı. 

İmam’ın uykusunun belirli bir vakti vardı, gece saat ikide gece namazı kılmak için uyanıyordu. Hastanede kontrol altında iken İmam’a uykuya geçmesi için ilaç verdikleri halde imam gece yarısı uyanıyor ve gece namazının vaktinin gelip gelmediğini soruyordu ve bu İmam’ın vaktinin nasıl düzenli ve tertipli olduğunu ve bedeninin bu düzene nasıl alıştığını gösteriyor.

 

 



تعداد بازدید:  2122