Tevazu                 


Tevazu

İmam, öğrencilerine ve hatta toplumsal ve ilmi yönden kendisinden aşağı derecede olan insanlara karşı her zaman alçak gönüllü davranırdı. 

Yıllar önce yaz aylarında Azerbaycan’a giderdim, İmam, Azerbaycan ile ilgili önemli bir konuda beni yanına çağırdı, konuya başlamadan önce bana hitaben dedi ki “Size zahmet verip buraya kadar getirdiğim için özür dilerim.” İmam’ın bu sözleri beni öyle etkiledi ki ağlamaya başladım ve kendi kendime “Allah’ım böyle azametli bir insan nasıl bu kadar mütevazı olabiliyor?” dedim.

İmam selam vermekte herkesten önce davranırdı, başkalarının yanına gittiği zaman onlardan önce selam verirdi. Bütün süper güçlerin adını işittiği zaman korkuya kapıldığı o büyük insan, o kadar yumuşak ve merhametliydi ki, çocukları gördüğünde selam verirdi. Gece namazına kalktığı zaman kimsenin rahatsız olmaması için lambayı yakmazdı küçük bir el lambası ile karanlıkta abdest alır, namazını kılardı ve yine kimsenin rahatsız olmaması için sessizce yürürdü.

İmam bütün çocuklarına özellikle en büyük oğlu şehid Mustafa’ya çok saygı gösterirdi. Bazen İmam, bir bahaneyle mutfağa gider ve bize çay getirirdi, tabi biz İmam’ın bu davranışından dolayı çok utanırdık ancak, İmam bununla bize çocuklara güzel davranmanın ne olduğunu öğretirdi.

İmam’ın özelliklerinden bir diğeri, övülmeyi sevmemesiydi. Bazıları konuşmalarında İmam’ı çok över veya çok aşırıya kaçarak gerçek dışı sözler söylerlerdi. İmam, onları çağırır şöyle söylerdi ‘’Niçin aşırıya kaçıp beni olduğumdan farklı göstermeye çalışıyorsunuz?’’

Bir gün İmam’ın karşısında konuşma yapan birisi İmam’ı çok övdü, İmam, orda itiraz ederek şöyle dedi: ’’Niçin aşırıya kaçıyorsunuz?’’ 

İmam, halkla olan görüşmelerinde de her zaman: “Halka söyleyin benim için söyledikleri sloganlarda aşırılığa gitmesinler, bu sloganları benim için değil İslam için söylesinler!” derdi.

İmam bazen damadının evinde kalıyordu, o günde bir şehid hanımı iki çocuğuyla İmam’ın evine geldi. Havanın soğuk olması ve yolun uzaklığı, iki çocuğuyla gelen bu hanımın sıkıntı içerisinde olduğunun bir göstergesiydi. O hanım İmam’ı görmekte ısrar ediyordu, kapıcı ise İmam’ın evde olmadığını söylüyordu, buna rağmen, İmam’ı görmekte ısrar ediyordu. O sırada İmam’ın oğlu Hacı Ahmed gelerek kendisine, o kadının İmam’ı görmek istediğini iletti, O da beni çağırdı ve dedi ki “Arabayı getir ve bu bayanla çocuklarını İmam’ın kaldığı eve götür.”

Ben onları İmam’ın kaldığı eve götürdüm ve İmam’ın torunu Ali’ye dedim ki ‘’İmam’a bir şehid ailesinin onu görmek istediğini ve uzak yoldan geldiklerini haber ver’’ Ali çabucak gidip İmam’a haber verdi. İmam ayağa kalkarak onları içeri davet etti ve onları güler yüzle karşıladı ve dedi ki ‘’Niçin bu soğuk havada çocukları buraya getirdiniz, neden beni görmek için bu kadar zahmete katlandınız?”

Daha sonra çocuklarla ilgilenmeye başladı. Bu arada kadın, kocasının tağuti rejimle çarpışmada şehid olduğunu ve çocuklarının sorumluluğunun üzerinde kaldığını söyledi.

İmam dedi ki: ‘’Eğer bir ihtiyacınız varsa söyleyin yerine getirsinler.’’ Kadın, ağlayarak :‘’Bizim tek arzumuz sizi görmek ve elinizi öpmekti’’ dedi. İmam, ısrarla herhangi bir sıkıntısı olup olmadığını sordu ve kadın aynı şeyleri tekrarladı.

İmam, bana dedi ki ‘’Siz gidin arabanın klimasını çalıştırın çocuklar üşümesin ve nereye gitmek istiyorlarsa götürün.’’

 İmam’ın misafirlerinin çok olduğu bir gün, yemek yenildikten sonra tabakları topladım mutfağa götürdüm. Zehra (İmam’ın torunu) ile bulaşıkları yıkamaya hazırlandık, o sırada İmam’ın mutfağa geldiğini gördük, İmam’ın neden mutfağa geldiğini Zehra’dan sordum, sormakta haklıydım çünkü İmam’ın abdest saati değildi. İmam, kollarını sıvayarak şöyle dedi: ‘’Bu gün bulaşıklar çok olduğu için size yardım etmeye geldim.” İmam’ın bu sözünden çok etkilendim, Zehra’ya dedim ki ne olur İmam’dan dışarı çıkmasını isteyin, bizim kendimiz bulaşıkları yıkarız. Bu benim için beklenmedik bir şeydi. Oysa bazı erkekler kendi evlerinde misafir gibiler, bütün işleri hanımlarının yapmasını bekliyorlar. İmam’ın bu yaşantısı bizim için örnek ve ders olmalı zira İmam gibi manevi ve ruhi yönden azamet sahibi bir insan bulaşıklara yardım etmek için mutfağa geliyor.

Ben İmam’ın hayatı boyunca bir kez dahi birisi ile yüksek sesle konuştuğunu görmedim, bir işçinin adını dahi basit bir şekilde söylemez ve birini çağırdığı zaman onları ziyarete gider hal ve hatırlarını sorardı. İmam’ın bu ilgisi onları çok sevindirirdi.

İmam’ın yaşam tarzı halkın seviyesindeydi normal halk gibi yaşardı. İbadet ve dersten başka bir uğraşısı yoktu. Yani tam anlamıyla bir talebe hayatı vardı. Ev eşyası hep aynıydı ve asla normalin üstünde bir yaşantıya sahip değildi. İşte bu yüzden ilmi çalışmaları ve mütalaası çok fazlaydı, odaya girdiğiniz zaman kitapların içinde kaybolduğunu görürdünüz, her zaman yerde oturmuş önünde masası ve etrafında üst üste serili kitapları dururdu.

15 yıl İran halkı İmam ve önderlerinin yüzünü görmek için sabırsızca bekliyorlardı, İmam’ın geliş haberinin nasıl bir yankı yapabileceğini tahmin edebilirsiniz. İmam’ın gelişine yakın zamanlarda halk karşılama törenleri hazırlıyorlardı. Ben İmam’ın bürosundaydım, şehid Behişti telefon açtı ve dedi ki “İmam’ın gelişinden dolayı program yapıldı ve İmam’ın haberi olsun diye dedi ki ‘”Havaalanına halı sermek istiyoruz ve İmam’ın konuşma yapacağı yere kadar ışıklandırma yapacağız. İmam geldikten sonra havaalanından helikopter ile konuşma yapacağı yere götürülecek vs.” İmam’ın yanına giderek söylenenlerin tümünü anlattım ve İmam her zaman ki gibi sözüm bitene kadar dinledikten sonra o kararlı ve açık konuşması ile başını kaldırarak şöyle dedi ‘’Git onlara de ki, bu ne haldir böyle, bunlara asla gerek yok. İran’dan bir talebe çıktı ve aynı talebe İran’a geri dönüyor. Ben kendi halkımın arasında olmak istiyorum, ayaklar altında ezilsem dahi, konuşma yapacağım yere onlarla gitmek istiyorum.”

İmam, Paris’ten daha yeni dönmüştü o zaman ilk olarak refah okulunda kalıyordu. Halkı büyük bir şevk kaplamıştı “Allah-u Ekber Humeyni rehber!” sloganları atılıyordu. Ben, okulun hizmetlisi idim. İmam’ın okulda olduğunu biliyordum fakat hangi odada olduğunu bilmiyordum, odalardan birinin kapısını çaldım ardından, “Allah’ın kulu” diye cevap geldi. Ben İmam’ın olduğunu anladım ama içeri girip konuşmaya cesaret edemedim.

İnkılâptan sonra Londralı bir bayan gazeteci İmam’la röportaj yapmak için Kum’a geldi ve ben Londra’da bulunduğum zamanlar beni tanıdığı için bizim eve geldi. İmam, Tahran’a götürülmeden önce ben İmam’ın damadına bu bayan gazetecinin çok sorusu olduğunu ve İmam’dan sormak istediğini söylemiştim fakat İmam, röportaj yapmayı kabul etmemişti.

Bir akşam İmam bizim eve geldi, tesadüfen o bayan gazeteci de bizdeydi. İmam geldiği zaman, bütün sorularının cevabını bulmuştu. Büyük bir şaşkınlıkla “Nasıl olur da böyle sade bir şekilde buraya geliyor?” dedi. “Evet İmam, talebelerin evlerini ziyaret eder’’ dedim. O da aynı şaşkınlıkla “Dünya’da bu kadar yankı yaratan birisi hiçbir ön hazırlık olmadan kalkıp buraya nasıl gelebilir?” dedi. İmam’ın bu davranışından sonra o bayanın İmam’a karşı ilgi ve alakası daha çok artmıştı.

İmam bir gün namazdan dönerken ben yanında olduğum için benim elimden tutmuştu. İmam aniden elini elimden çekti, ben İmam’a olan sevgimden dolayı, birden elimi bırakması beni üzdü ve kendi kendime bunun nedenini düşünmeye koyuldum. Eve geldikten sonra arkadaşlardan birisine olayı açtım. Arkadaşım İmam’a bunları söyledikten sonra İmam beni çağırttı ve yanına gittiğimde bana şöyle dedi: “Anlaşılan benim davranışımdan rahatsız olmuşsunuz.’’ Ben ’’Sizin benden rahatsız olduğunuzu sandım’’ dedim. İmam, “elimi çektiğim zaman dikkat etmedim o kalabalıkta farkında değildim, eğer elimi çekmemle sizi üzdüysem beni affedin’’ dedi. Ben, ’’Sizin benden rahatsız olduğunuzu düşünerek üzülmüştüm’’ dedim. Kalkıp gitmek istediğim zaman İmam : “Beni bağışladın mı?” diye sordu.

Biz savaş yıllarında İmam’ın ailesi ile birlikte evde toplanır, cephede savaşan askerler için bir şeyler yapardık, bazılarımız yorgan diker bazılarımız ise kuru yiyecekleri küçük ambalajlar halinde hazırlardık, İmam bizleri böyle gördüğü zaman çok mutlu olur ve çoğu zaman kendisi de yanımıza oturur bize yardım ederdi. Bir gün İmam’a dedim ki “İzin verin bu hazırladığınız poşetin arkasına, “Bu paket İmam’ın eliyle hazırlanmıştır!” yazalım ve bunu alan askeri sevindirelim.” İmam, buna izin vermedi. 

Bir gün devlet sorumlularından birisi İmam’la görüşmek için içeri girdi yanında yaşlı babası vardı, arkadaş dışarı çıktıktan sonra şöyle dedi: “Ben İmam’ın odasına babamdan önce girdim, Babamı İmam’la tanıştırdım. İmam bana bakarak şöyle dedi “O baban mı?’’ evet deyince ‘’Öyleyse neden babandan önce içeri girdin?’’ dedi.

İmam, işlerinin yoğunluğuna rağmen en ufak ahlaki konuya dahi dikkat ederdi.

Bir zamanlar İmam, devletin yüksek kademelerinden bir sorumludan razı değildi ve onun hakkında ‘’Bu kimdir neden onu görevden almıyorsunuz?’’ demişti. Hepimiz İmam’a, “izin verin araştıralım’’ diyorduk. Fakat İmam, onu en kısa zamanda görevinden almamızı istiyordu. Ben dedim ki ‘’İmam, bizim için sizin her söylediğinizin doğru ve yerinde olduğu ispatlanmış olmasına rağmen bu konuda biz, görüş birliğine vardığımız için sizin bu konuda yanıldığınızı düşünüyoruz. İmam güldü ve şöyle dedi: ’’Bu kez yine benim söylediklerim doğrudur ve benim haklı olduğumu göreceksiniz.’’ İmam o şahısın şimdilik görevde kalmasına izin verdi.

Bu olaydan sonra bir ay geçmemişti ki o sorumlunun çok kötü davrandığını gördük ve görevden almak zorunda kaldık, İmam’ın yanına gidip selam verdikten sonra ’’Size bir şey söylemek istiyorum ama müjdemi isterim’’ dedim. İmam ’’tamam söyle” dedi. Ben,’’Önce müjde vereceğinize söz verin’’ dedim. İmam ‘’tamam müjdeni vereceğim konuyu söyle’’ dedi. Ben, yine de siz haklıydınız söylediğiniz o şahıs görevden alınmalıydı ve alındı, dedim.

 

 



تعداد بازدید:  2203